- Risale Dersi 2188: Emirdağ Lahikası II 4(230-231-232.mektup)
- Risale Dersi 2187: Emirdağ Lahikası II 3(229.mektup)
- Risale Dersi 2186: Emirdağ Lahikası II 2(224-225-226-227-228.mektup)
- Risale Dersi 2185: Emirdağ Lahikası II 1(221-222-223.mektup)
- Risale Dersi 2184: Emirdağ lahikası 130(218-219-220.mektup)
Bediüzzaman’ın eserleri, mânevî şahsiyetinin de ispatı
Seminerin açış konuşmasını yapan Yeni Asya Yönetim Kurulu üyesi Sami Cebeci, Asya Nur Kültür Merkezi’nde her hafta seminer ve sohbet toplantıları düzenlendiğini belirtti. Seminerlerin; iman, insan ve kâinata dair insanlığın ve ülkenin sosyal problemlerinin çözümlerine dair olduğunu belirten Cebeci, bu çerçevede konunun uzmanlarının düzenli olarak dinleyicilerle buluşacaklarını ifade ederek, Ankaralıların gösterdiği ilgiye teşekkür etti.
Daha sonra söz alan Ali Vapurlu ise; yüz yirmi dört bin peygamberin dâvâ ve mücâdelesinin, Allah’ı anlatmak ve İlâhî mesajı insanlığa bildirmek olduğunu, Kur’ân-ı Hâkîm’in son Peygambere gelen en son ve en kâmil İlâhî beyân olduğunu belirtti.
Peygamberimizin (asm), ümmetine, “Size iki şey bırakıyorum, bunlara sarılırsanız necât bulursunuz; biri Allah’ın kelâmı olan Kur’ân, diğeri de Ehl-i Beytim” dediğini ve “Ehl-i Beyt”ten maksadın, Peygamber Efendimizin (asm) sünneti ve onu en güzel şekilde yaşayan, Peygamber vârisi müceddidler olduğunu nazara veren Vapurlu; Bediüzzaman Said Nursî’nin de, Peygamberimizin (asm) işâret ettiği her devirde gelecek olan bu mânevî şahsiyetlerden biri olduğunu ifâde etti.
Çağımızın hiçbir dönemle mukayese edilemeyecek kadar dehşetli fitne, musîbet, helâket ve felâketlere mâruz kaldığını kaydeden Ali Vapurlu, Bediüzzaman’ın geçmiş asırların müceddidlerinin ve mânevî şahsiyetlerinin hususiyetlerini de üzerinde topladığını belirterek, bunları altı özellikte izâh etti.
Dünya, Risâle-i Nur’u okuyor
Bediüzzaman’ın ortaya koyduğu iman ve Kur’ân hizmetinin cihânşümûl olup, topyekûn İslâm âlemine ve dünyaya yayıldığını da kaydeden Ali Vapurlu şöyle konuştu:
“Bugün Risâle-i Nur, dünyada kırka yakın dile çevrilmiş. Dünyanın her tarafında bu eserler tercüme ediliyor ve okunuyor. İslâm coğrafyasında ve değişik kıt’alarda insanların Risâle-i Nur’u okumaları, araştırmaları ve Risâle-i Nur’la İslâm’a girip imanlarını takviyeleri, Bediüzzaman’ın mânevî şahsiyetinin yüksekliğine delil olduğu gibi, eserlerinin de makbuliyetinin ispatıdır. En son otuz devletten, dünyanın değişik köşelerinden, muhtelif üniversitelerden yüzlerce ilim adamının Bediüzzaman’ın eserlerini konuşup, Risâle-i Nur’un insanlığa sunduğu Kur’ânî metodu müzâkereleri, bunun açık ifâdesidir…”
Mânevî mücahedede Bediüzzaman modeli
Çağımızda, âyet ve hadislerin haber verdiği bütün âhirzaman alâmetlerinin artık açık bir sûrette göründüğünü kaydeden Ali Vapurlu, ayrıca Bediüzzaman’ın, taşıdığı hususiyetler itibariyle “âhirzaman müceddidi” olduğunu ifâde etti.
Peygamberimizin (asm), “Hz. Âdem (as) ile Kıyamet arasında gelen en büyük fitne Deccal fitnesidir” uyarısına dikkat çeken Vapurlu, Bediüzzaman’ın izâhıyla, dinsizliğin dehşetli iki cereyanının âhirzamanda baş göstereceğini, bunlardan birisinin “inkâr-ı uluhiyet” olan kâinatın Yaratıcısını inkâr olduğunu, diğerinin de “inkâr-ı nübüvvet” olan Resûlullah’ı, Kur’ân’ı ve İslâm’ı inkâr olduğunu hatırlattı.
Bu iki tahripçi harekete karşı, geniş dâirede Hz. İsa’nın (as) mânevî şahsiyetinin önderliğinde mücadele verileceğini, İslâm dairesinde ise İslâm şeriatını ve şeâirini tahribe kalkışan tahripçilere karşı Kur’ân nurundan çıkan mânevî cihadla mücâhede edileceğini dinî delilleriyle tasrih eden Vapurlu, Nur Risâlelerinin, Kur’ân’ın temel dâvâsı olan, tevhid, haşir, nübüvvet, adalet ve ibâdeti ispat ettiğini, bu zamandaki iman zaafına ve mânevî tahribata karşı mânevî tâmirât vazifesi gördüğünü belirtti.
“Bediüzzaman modeli”nden söz ederek, Bediüzzaman’ın mânevî mücâhedesinin iman hizmeti etrafında formüle edilebileceğini ifade etti. Bu çerçevedeki iman ve Kur’ân hizmetinin, hiçbir zaman dünyayı ve siyaseti hedef almadığını, devleti, makamları ve menfaati ele geçirme gâyesi gütmediğini açıkladı. Ancak müceddid olması hasebiyle Bedüzzaman’ın, iman hizmetiyle birlikte toplum ve siyâsetin ıslâh ve istikâmetine dair düsturlar beyân ettiğini de ifâde etti.
Bediüzzaman, Meşrûtiyeti İslâmiyet nâmına alkışladı
Ali Vapurlu, seminerinin sonunda, Bediüzzaman’ın, hayatının her safhasında istibdada karşı olduğunu, Kur’ân’ın “şûrâ” ve “meşveret”i emreden âyetleri istikâmetinde Meşrûtiyet-i Meşrûa’yı, hürriyet-i şer’iyyeyi, bugünkü tâbiriyle demokratik cumhuriyeti alkışladığını; insan hak ve hürriyetlerini ve insan dışındaki varlıkların hukukunu da daima savunduğunu misâlleriyle anlattı.
Bedüzzaman’ın, “demokratlığı” esas alan ve Ahrarlardan sonra Demokratların ülke idâresinde bulunmasını belirleyen içtimâî prensiplerinin, yine onun ifâdesiyle, “vatan, millet ve İslâmiyet nâmına” olduğunu özetledi.
Bediüzzaman’ın ittihad-ı İslâm hedefini, medeniyetler çatışmasına karşı ‘medeniyetler buluşması’nı teşvik eden görüşlerini ve “iki Avrupa” tasnifini beyân etti. Eserlerindeki içtimâî ölçülerin, ifrat ve tefritten uzak, “siyasal İslâm” ve “İslâm adına şiddet” gibi radikal sapmalara karşı panzehir hükmünde prensipler manzumesi olduğunu dile getirdi.
Kur’ân’ı ve Sünneti yaşamak; sabır ve sebatla İslâmı anlatmak için Bediüzzaman’ın altı bin sahifeyi aşkın Risâle-i Nur Külliyatını okumanın, istikametli, tâvizsiz hizmetin ifâsında önemli olduğuna dikkat çekti.
Verilen “ikram molası”ndan sonra, Ali Vapurlu, dinleyicilerden gelen soruları cevaplandırdı.

